Eğitimci Üze'den 'öğrencilere' çağrı: Kurs yeri seçerken aktif olun!

Kurs görüşmelerinde velilerin sorduğu ücret, program ve başarı sorularının yanı sıra öğrencinin de süreci sorgulaması gerektiğini belirten Eğitimci Sertan Üze, “Matematikte zorlandığımda kime ulaşacağım?” gibi soruların eğitim sistemini anlamak açısından önemli olduğunu söyledi.

Kurs görüşmesinde velilerin soruları kadar öğrencinin kendi soruları da önemli. MAKSİMUM VİP Akademi Kurucusu Eğitimci Sertan Üze, YKS hazırlığında öğrencinin pasif bir “kayıt” değil, eğitim sisteminin aktif tarafı olması gerektiğini dile getirdi.

Öğrencinin günlük hayatını doğrudan etkileyen sorulara örnek veren Üze, “Matematikte zorlandığımda kime ulaşacağım?”, “Deneme sonucum düştüğünde bunu nasıl değerlendireceğiz?”, “Çalışma programım değişebilir mi?”, “Kütüphaneyi ne zaman kullanabilirim?”, “Özel bir konuda birebir destek alabilir miyim?” Bunlar öğrencinin günlük hayatını doğrudan etkileyen sorular” ifadelerini kullandı.
Haftalık ders programının ders çalışma sürecinin bir parçası olduğunu ancak tek başına yeterli olmadığına dikkat çeken Üze, “Haftalık çizelge size hangi saatte hangi dersin olduğunu gösterir. Fakat öğrencinin zorlandığı bir haftada sistemin nasıl tepki vereceğini göstermez. Kurumun gerçek işleyişini anlamak için örnek bir öğrenci takip sürecinin nasıl yürüdüğünü sormak daha açıklayıcı olabilir. Biz MAKSİMUM VİP Akademi’de öğrencinin soru sorma, çalışma ve rehberliğe ulaşma yollarını ders programının tamamlayıcı parçaları olarak görüyoruz. Bir öğrencinin eğitim sistemine erişimi yalnız sınıf kapısından içeri girdiği saatle sınırlı kalmamalı. Çünkü o sorular öğrencinin eğitim sistemini sahiplenmeye başladığını gösterir. “Matematikte takılırsam kime giderim?”, “Denemem kötü gelirse ne yapacağız?” gibi sorular, öğrencinin günlük ihtiyaçlarını düşündüğünü gösterir. Aileler çoğu zaman ücret, program ve sonuçları sorarken öğrenci kendi deneyimini merak eder. Bu iki bakış birlikte olduğunda karar daha gerçekçi olur. Ayrıca kurumun öğrencinin sorularına verdiği cevap, iletişim kültürü hakkında da fikir verir: öğrenci gerçekten muhatap alınıyor mu, yoksa görüşme yalnız yetişkinler arasında mı yürütülüyor” dedi.
Kütüphane ve çalışma alanını nasıl daha verimli kullanabileceklerine değinen Üze, “Sadece “Kütüphane var mı?” demek yeterli değil. Hangi saatlerde kullanılabiliyor, öğrenci orada takıldığı soruya destek bulabiliyor mu, deneme öncesi veya sonrası çalışabiliyor mu, ortam sessiz ve sürdürülebilir mi? Çalışma alanı, öğrencinin okul ve ev arasında düzen kurmasına yardımcı olabilir. Ancak masa ve sandalye tek başına eğitim hizmeti değildir. O alanın öğretmen erişimi, soru çözümü ve programla nasıl bütünleştiğini anlamak gerekir. Öğrenci gerçekten kullanacaksa çok değerli bir avantaj hâline gelir” diye konuştu.
İyi bir eğitim kurumunun esnek olması gerektiğini ve öğrencinin kayıt öncesinde süreçlerin tüm detaylarını sorgulayarak karar vermesinin önemine değinen Üze, “Öğrenci başlangıçta hazırlanan programa bir sözleşme gibi mahkûm olmamalı. Denemeler matematiğin beklenenden hızlı yükseldiğini ama Türkçede süre sorunu başladığını gösterebilir. Bu durumda programın ağırlığı değişmelidir. Öğrenci kayıt görüşmesinde “Programım hangi veriye göre değişir?” diye sorarsa kurumun kişiselleştirme anlayışını da test etmiş olur. Esneklik rastgele plan değiştirmek değildir; veriye göre doğru küçük ayarlamaları yapabilmektir. Kurumdan örnek bir gün anlatmasını istemek iyi bir yöntemdir. Öğrenci derse geliyor, ders bitiyor; sonra ne oluyor? Sorusu varsa nereye gidiyor? Denemesi kötü geldiyse kim görüşüyor? Rehberlik randevusu nasıl alınıyor? Birebir destek hangi durumda açılıyor? Bu akış anlatılabiliyorsa sistem öğrencinin gözünde somutlaşır. Kayıt görüşmesinin amacı sadece programı görmek değil, öğrencinin önündeki ayları zihninde canlandırabilmesidir. Kayıt görüşmesinde yalnız veli soru sormasın; öğrenci de yaşayacağı sistemi merak etsin” diye konuştu.




Yorumlar