Butik eğitim mi, büyük kurum mu? Uzmanından ailelere kritik uyarı

Büyük eğitim kurumlarının sunduğu geniş imkânların her öğrenci için avantaj anlamına gelmediğini belirten Üze, doğru eğitim modelinin kurumun büyüklüğünden önce öğrencinin ihtiyaçları ve öğrenme biçimiyle belirlenmesi gerektiğini söyledi.

Bazı öğrenciler kalabalık ve geniş imkânlı yapılarda daha rahat ilerlerken, bazıları daha küçük gruplarda ve yakın takipte daha iyi performans gösterebiliyor. Maksimum VİP Akademi Kurucusu Eğitimci Sertan Üze’ye göre doğru seçim kurumun büyüklüğünden önce öğrencinin öğrenme biçimiyle ilgili.

“BÜYÜK HER ZAMAN İYİ, KÜÇÜK HER ZAMAN KİŞİSEL DEĞİLDİR”
Butik eğitim modeline ilişkin değerlendirmelerde bulunan Üze, “Etikete değil uygulamaya bakmak gerekiyor. Küçük sınıf olabilir ama öğrenci yine takip edilmeyebilir. Büyük bir kurum olabilir ama çok güçlü bir danışmanlık sistemi kurmuş olabilir. Bu nedenle kurumun büyüklüğü tek başına karar ölçütü olmamalı” dedi.
“BAĞIMSIZ ÇALIŞABİLEN ÖĞRENCİLER İÇİN DE DESTEK ÖNEMLİ”
Kendi başına çalışabilen öğrencilerin de yalnız bırakılmaması gerektiğine dikkat çeken Üze, “Program uygulamakta zorlanan, belirli derslerde sürekli aynı hatayı yapan, motivasyonu sık düşen veya birebir soru desteğine ihtiyaç duyan öğrenciler daha yakın takipten fayda görebilir. Bununla birlikte bağımsız çalışabilen öğrenciler için de gerektiğinde erişilebilir destek önemli” diye konuştu.
“ETİKETE DEĞİL, İLETİŞİM SIKLIĞINA BAKMAK GEREKİR”
Butik eğitim yerleri ararken neye dikkat etmek gerektiğine ve hangi öğrencilerin butik eğitim yerine ihtiyacı olduğuna ilişkin konuşan Üze, “Ben sınıf mevcudundan hemen sonra şu sorunun sorulmasını önemsiyorum: “Öğrencimi gerçekten kim tanıyacak?” Çünkü butik olmak yalnızca az kişiyle ders yapmak değildir. Biz MAKSİMUM VİP Akademi’de bu yaklaşımı öğrenci, öğretmen ve rehberlik arasındaki iletişimle birlikte değerlendiriyoruz. Yakın geri bildirime ihtiyaç duyan, program uygulamakta zorlanan, soru sormaya çekinen veya belirli derslerde sık sık desteğe ihtiyaç duyan öğrenciler butik yapıdan fayda görebilir. Ancak bu otomatik bir kural değildir. Küçük bir kurum öğrenciyi tanımıyorsa butik olmanın avantajı kaybolur. Tersine büyük bir kurum çok iyi bir takip sistemi kurmuşsa öğrenci kendisini görünür hissedebilir. Bu yüzden öğrenci profilini kurum büyüklüğüyle eşleştirirken etikete değil, günlük işleyişe ve iletişim sıklığına bakmak gerekir” dedi.
“SAYI, SİSTEMİN NASIL ÇALIŞTIĞIYLA ANLAM KAZANIR”
Sınıfta az kişi olmasının eğitimi kaliteli kılmayacağına dikkat çeken Üze, “Sınıf mevcudu önemlidir ama tek başına yeterli değildir. On kişilik sınıfta öğretmen öğrencinin sorusuna ulaşamıyorsa sayı küçük olsa da deneyim kişisel değildir. Daha kalabalık bir sınıfta ise güçlü materyal, öğretmen erişimi ve birebir destek mekanizması varsa öğrenci ihtiyacını karşılayabilir. Ben ailelerin “Kaç kişilik sınıf?” sorusundan hemen sonra “Bu sınıftaki öğrencinin bireysel eksiği nasıl fark ediliyor?” sorusunu sormasını öneriyorum. Sayı, sistemin nasıl çalıştığıyla birlikte anlam kazanır” ifadelerini kullandı.
“AMAÇ ÖĞRENCİNİN, ÖĞRENMESİNİ KOLAYLAŞTIRAN ÇEVREYİ BULMAKTIR”
Büyük eğitim kurumlarının çok fazla imkan sunmasının avantaj olduğuna dikkat çeken Üze, önemli olanın bu imkanlardan öğrencinin yararlanabilmesi olduğunu ifade etti.
Üze şunları söyledi:
“Geniş öğretmen havuzu, daha fazla kaynak, farklı deneme seçenekleri ve kurumsal süreçler büyük yapılarda avantaj yaratabilir. Ancak öğrencinin bu imkânlara gerçekten erişebilmesi gerekir. Çok sayıda hizmet sunmak, öğrencinin hangisine ne zaman ihtiyacı olduğunu belirleyen bir mekanizma yoksa karmaşaya da dönüşebilir. Bu nedenle büyük kurum seçerken kaynak zenginliğinin yanı sıra öğrenciyi tanıyan sabit bir temas noktası olup olmadığını sormak önemlidir. İmkânın büyüklüğü kadar yönlendirilmesi de kaliteyi belirler. Bazı öğrenciler rekabeti ve kalabalık ortamı motive edici bulur; bazıları ise daha sakin, yakın iletişimli bir yapıda daha rahat soru sorar. Öğrencinin mizacı, bağımsız çalışma becerisi ve yetişkin desteğine duyduğu ihtiyaç eğitim modelinin seçiminde dikkate alınmalı. Amaç öğrenciyi konfor alanında tutmak değil, öğrenmesini kolaylaştıran çevreyi bulmaktır. Bu nedenle kurum ziyaretinde öğrenciye “Burada kendini nasıl hissediyorsun, soru sormak sana kolay gelir mi?” diye sormak bazen yetişkinlerin teknik soruları kadar değerli olabilir”
Kurum seçerken öğrencilerin de görüşmelere katılmasının faydalı olacağını ifade eden Üze, “Öğrenciyi de görüşmeye katmak çok şey anlatır. “Burada soru sorabilir misin, kendini rahat hissediyor musun, bir sorun yaşadığında kime gideceğini anladın mı?” diye sorun. Bazen yetişkinlerin uzun karşılaştırmalarından daha net cevabı öğrencinin birkaç cümlesi verir. Butik eğitim, az kişi olmak değil; öğrencinin eğitim sürecinde görünür olmasıdır.” şeklinde konuşmasını sonlandırdı.




Yorumlar